İlk olarak bu köşe yazısının, konusunda uzman olan veya profesyonel anlamda yazar niteliği taşıyan biri tarafından kaleme alınmadığını belirtmekle başlayayım. Öyle bir iddiam da yok zaten. Okuma yazma bilen -hatta bunları da bilmesine gerek yok- ve bir fikre bir düşünceye sahip herkesin doğru veya yanlış karşı tarafa bir şeyler aktarabilir olduğuna inanıyorum. Bunun içinde her hafta belirlemiş olduğum bir konu üzerinde yazacağım yazıları pazar günleri paylaşmayı planlıyorum. Ne de olsa site benim yahu 🙂 Fazla uzatmadan başlayayım.

Önce biraz bu sitenin kuruluş aşamasından hatta ondan öncesinde neler yaptığımdan bahsedeyim. Bir çok üniversitede dikiş tutturamayıp deyim yerindeyse daldan dala atladıktan sonra en son iki yıldır öğrencisi olmaya devam ettiğim okulun kampüsünde dolanırken kafama takılan bir soruyla yola koyuldum. ”Diplomayı alınca her şey bitecek mi?” sorusu. Her şey diplomaysa basarım aynısını bende zaten orijinaliyle birebir aynı olacak şekilde dedikten sonra (hayatın anlamını sorgulama faslını ve düşünce fırtınaları kısmını hızlı geçiyorum) meraklı ve ilgili olduğum bir sektör olan video prodüksiyon işleri yapmaya karar verdim. Verdim vermesine de ekipman yok sermaye yok. Sadece 7 yıllık külüstür bir dizüstü bilgisayar ve video prodüksiyon için gerekli olan programlara orta seviyede hakim olan bir beyin vardı elde. Neyse koydum kafaya bir kere. İlk önce kartvizit bastırdım ve bunları her gittiğim kafeye, durduğum otobüs duraklarına, geçtiğim yollara, oraya buraya şuraya fırlattım, gerçek anlamda fırlattım yere serptim (gaza gelip o kadar çok bastırmışım ki hala elimde bin tane falan var). Aradan bir iki hafta geçtikten sonra telefonlar yağmaya başladı. ”Kısa film senaryomuz var çekim için destek verir misiniz? , Açık hava düğünü için Drone ile havadan çekim için aramıştık? , Sünnet düğünü, kına bilmem ne çekiyor musunuz?” gibi bir sürü iş gelmeye başladı. Ekipman yok neyle çekeceğiz? Bütün bu işleri 3 aylık çekim takvimimiz dolu diyerek es geçtim. Benim düşündüğüm daha düşük maliyetli çekim işleriydi ilk etapta. Gel zaman git zaman tanıdık bir müzisyen arkadaş ile ufak çaplı projeler olmak üzere üç dört adet sahne ve klip çekim işi gerçekleştirdik. Aradan geçen zamanda bu işin götürüsü getirisinden daha fazla dedim ve elimi bu işlerden belli bir süre çekmeye karar verdim. Ve böylece video prodüksiyon sektöründeki girişimim son buldu.(şimdilik)

Ardından daha az sermaye gerektiren internet sitesi açma girişimlerine yöneldim. Haber içerikli bir konsepte karar kıldım. İlgi alanım olan teknoloji olmak üzere gündeme dair sıcak haberleri yayınlayabileceğim bu siteyi kurmaya karar verdim. Tarih 2017 Ekim’inin 24 ünü gösterdiğinde 2 dolara bandalogy.com alan adını satın aldım ve bu serüvene başladım. Video prodüksiyon işlerine bodozlama girip sudan çıkmış balık gibi kalmam neticesinde bu site işine bodozlama girmemek için öncesinde uzunca bir araştırma sürecine başladım. Bir ay boyunca, başlamak için gerekli tüm her şeyi araştırıp notlar aldıktan sonra bir isim arayışı içine girdim. Doğrusu beni en çok zorlayan, üstünde en çok düşündüğüm kısım bu kısımdı. Şaka değil, isim bulmakta çok zorlandım. Sonrasında bandalogy isminde karar kıldım ve tüm işlemlere başladım. İsmin anlamı şimdilik gizli kalsın. Şimdi bu köşe yazısının ana başlığı olan ”Aradığınız yardıma şuanda ulaşılamıyor, lütfen daha sonra da denemeyiniz” konusuna gelebilirim.

Siteyi kurdum, her şey planladığım gibi yürüyordu. İçerikleri belirleyip, gündemi meşgul eden taze konu başlıklarını bulup, metinlerini kendim yazıp siteye yüklemeye başladım. Başladım da siteye kimse girmiyordu. Facebook hesabımda paylaşsam bu yazıları daha çok kişi görürdü. İlk haftalar günde 5-6 tekil ziyaretçi sayısına sahipti. Biraz orada burada siteyi paylaştıktan sonra ilk ay toplam 148 tekil ziyaretçi oldu. Siteyi açmış olmasına açtım, sistemi de rayına oturttum da, kitlelere hitap edemiyorum arkadaş, nasıl olacak dedim kendi kendime. Sitenin sosyal medya hesaplarına ihtiyaç var, oralarda belli bir takipçi sayısına ulaşıp siteye trafik çekme yöntemini keşfettim. İşte dananın kuyruğu burada kopuyor. Ülkede teknoloji haber sitesi deyince akla gelebilecek olan tüm sitelerin editörlerine kurucularına mesaj yoluyla ulaştım.(aralarında bizzat tanıdığım birkaç kişi de bulunuyor). Dedim böyle böyle, derdimi meramımı anlattım. Öyle reklam falan da istemedim haa yanlış anlaşılmasın, yol göstermelerini yorumlarını görüşlerini tavsiyeleri istemekle yetindim sadece. Ve aralarından bir tane bile geri dönüş yapan çıkmadı. Şaşırdık mı? Ben şaşırdım açıkçası. Rakip olarak mı gördüler artık bilemiyorum. Aslında böyle ıvır zıvır tonla internet sitesi var çöplük kadar. Aralarından sıyrılmak özgün olmak sabır ve özverili çalışma gerektiriyor. İlk başlarda zaten gelir elde etmek çok zor. O sitelerin yanından bile geçemeyeceğimi bilerek çıktım bu yola. Derken aradan belli bir süre geçtikten sonra ikinci kez yazmayı denedim işinin ehli olan bu sektörde büyük bir kitleye sahip teknoloji haber sitelerinin başlarındaki muhteremlerin zat-ı şahanelerine. Sonuç yine fos. Geri dönüş yok. Benim beklediğim insan bir bak kardeşim şurda yanlış yapmışsın şurayı düzelt şu kısım güzel olmuş kötü olmuş gibi şunları şunları yap başarılı olmak için gibi tavsiyelerdi. Ama bir netice çıkmadı.

Ve bir kez daha anladım ki ülkede bir iş yapmak isteyen kendi fikrini gerçekleştirmek isteyen insanlara yol gösteren birileri yok. Hatta tersine karalayan kötüleyen birileri var. Belli bir yere gelen insanların büyük çoğunluğu egolarının esiri olmuşlar. Her alanda bunun böyle olduğu su götürmez bir gerçek. Bununla ilgili çok güzel bir örnek var okumuş olduğum. İnternetin pek yaygın olmadığı zamanlarda çocukken uzay konularına meraklı bir arkadaşımız Türkiye’de uzayla ilgili çalışmalar yapan tüm kurumlara bir şekilde ulaşmayı başarmış ve onlara uzay bilimine çok meraklı olduğunu ilerde astronot olmak istediğini belirterek, ellerinde ona yollayabilecekleri uzayla ilgili afiş, poster, eşya vs. gibi şeylerin olup olmadığını sormuş. Arkadaşa tahmin edeceğiniz üzere hiçbir geri dönüş yapılmamış. Fakat yine aynı arkadaş yurtdışındaki kurumlara ulaşıp derdini sıkıntısını isteğini yazdığında ise, ulaşmış olduğu tüm kurumlar ona ellerinde bulunan ve ona yardımcı olabilecek tüm materyalleri yollamışlar. Kısacası bazılarının gavur dediği eleştirdiği insanlar bu topraklardaki çoğu insandan daha yardımsever.

Bu haftaki ilk köşe yazım da bu olsun. Özgürce yazan, düşündüğünü savunan, gerçekleştirmek istediğini zor da olsa gerçekleştiren idealist insanlar olmak ümidiyle. İyi pazarlar.

31/12/2017