Türkiye ile Avrupa Birliği arasında önyargısız görüşmelere hazır mıyız?

Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri açısından son dört yılın en iyi zamanlar olmadığını kabul etmeliyiz. 15 Temmuz’daki başarısız darbe girişiminden bu yana Türkiye, blokla ilişkilerinde bir güvensizlik hissetmiştir, bunun başlıca nedeni de Ankara’nın acımasız olaydan sonra Avrupa Birliği’nden beklediği sempatiyi görmemesidir. Avrupa Birliği yetkilileri olaya şüpheyle yaklaştı ve daha da kötüsü darbe girişiminden sonra ilan edilen olağanüstü hal’i eleştirdi.

O zamandan beri diplomatik ilişkilerde sürekli bir bozulma var; Ancak bu artık değişmeye başlıyor.

Her iki taraf da yeni bir sayfa açma niyetini ifade ettikçe retorik azaldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’nın Türkiye’nin Avrupa Birliği’ndeki geleceğini gördüğünü ve reformlara ve tam üyeliğe yönelik çabalara atıfta bulunduğunu belirtti.

Hollandalı mevkidaşı Steve Blok ile düzenlediği basın toplantısında konuşan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki diyaloğu canlandırmak için bir fırsat penceresi olduğunu söyledi. Geçtiğimiz hafta Avrupa Birliği ve Türkiye’nin ilişkileri güçlendirmek için bir yol haritası üzerinde çalıştığını söyleyen Erdoğan, Ankara’nın her zaman olumlu elini uzatan herhangi bir parti veya kurumla ilişkilerini geliştirmeye hazır olduğunu açıkladı.

Fransız hükümeti, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin Türkiye karşısındaki pozisyonuna rağmen, Almanya liderliğindeki AB üyelerinin çoğunluğu ikili ilişkileri güçlendirmek istiyor. Yani Türkiye’yi kaybetmek istemiyorlar.

Dolayısıyla, Türk hükümetinin yayınladığı verilere dikkatlice bakarsak, Avrupa Birliği lehine net bir tutum görüyoruz. Ancak müzakere süreci asgariye indi ve bu yeni normal hale geldi.

Medyanın hayati rolü

Bence her iki taraf da buradan başlamalı. Dinamik değişmeli, halk desteği gelişmeli, Türkiye ve Avrupa Birliği açısından yeni bir ivme ve enerji olmalıdır. Bu hedefe ulaşmak için medya desteği çok önemli ama iki tarafta da henüz pek bir şey görmüyoruz.

Ruhu uyandırmak için bir bilgilendirme kampanyası, olumlu bir yaklaşım olmalı. Müzakerelerin başladığı 2000’li yılların başında Brüksel ve Strazburg’da çalışan bir gazeteciyim.

O günlerde Türkiye’nin üyeliğine verilen popüler destek son derece yüksekti ve bu medyanın da desteğiyle sağlandı. Tek tek ülkelerdeki medya belirleyici bir rol oynadı.

Dolayısıyla Türkiye yeniden hızlanmak istiyorsa bir medya stratejisi üzerinde de çalışması gerekiyor. Ancak Avrupa Birliği medyasının büyük çoğunluğunun son yıllarda tamamen önyargılı olduğunu kabul etmeliyim. Bu çoğunlukla diyalog eksikliğinden kaynaklanıyor.

10 yıl önce iyi işleyen diyalog kanalları yeniden açılmalıdır. Türkiye, hukukun üstünlüğü ve ifade özgürlüğünü inşa etmek için gereken adımlara bakarak da üzerine düşeni yapmalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir