Türkiye ve Avrupa Birliği siyasi anlaşmazlıkların üstesinden gelirse bir umut penceresi var

Geçtiğimiz haftalarda Ankara’nın Avrupa Birliği ile yaptığı samimi diplomasi meyvelerini vermeye başladı. Üç günlük Brüksel ziyaretinde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu muhataplarına Avrupa Birliği ile yeni dönem ilişkilerinde Türkiye’nin yol haritasını ve ülkesinin beklentilerini anlattı. Bu arada, Türkiye ile Yunanistan arasında Doğu Akdeniz anlaşmazlığına ilişkin keşif görüşmeleri bu hafta başlarında İstanbul’da başladı.

İlişkilerde yeni bir sayfa açma arzusu hem Ankara’da hem de Brüksel’de açıkça görülmektedir. Konuyla ilgili önemli bir kilometre taşı Salı günü, Avrupa Birliği dışişleri bakanları toplantısının ardından Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas’ın yaptığı açıklamayla geldi. Görüşmenin ardından geçen hafta Türkiye’de bulunan Qadas, “Bugün Türkiye’yi cezalandırma kararı almadık çünkü olumlu gelişmeler olduğunu görüyoruz.” Dedi. Avrupa Birliği’nin Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunların çözülmesini ve müzakerelerin başlamasını uzun zamandır beklediğini söyleyen Maas, bu olumlu sürecin yaptırımlarla gerilmemesi gerektiğini söyledi.

Aslında bu pozisyon, Türkiye’nin Avrupa Birliği’nden başından beri beklediği siyasi bir pozisyondur. Türkiye, özellikle Doğu Akdeniz meselesiyle ilgili olarak, sorunların çoğulculuk yoluyla çözülebileceğini ve bölge ülkelerinin haklarının tek bir ülkenin fiili durumuna kurban olamayacağını vurgulamaktadır. Türkiye, Yunanistan’ı kayıtsız şartsız destekleyen siyasi bir duruş benimseyen Avrupa Birliği’nin, tıpkı Mass’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı gibi olumlu ve yapıcı açıklamalarda bulunmasını bekliyordu.

Şimdi Brüksel, Ankara’nın “önce diplomatik” girişimine olumlu tepki veriyor gibi görünüyor. AB’nin bu konuda kararlı olup olmadığını zaman belirleyecektir, çünkü Türkiye-AB ilişkileri uzun zamandır ikili meselelerden ziyade bölgesel sorunların siyasi ihtilaflarına ve karşılıklı ekonomik ve siyasi kazanımlara odaklanmıştır. Suriye iç savaşının yarattığı güvenlik koşulları, göç krizi ve Doğu Akdeniz’deki gerginlikler zaman zaman Brüksel’i Türkiye’ye karşı mantıksız ve adaletsiz bir tutum almaya itti. Bu karmaşık konularda Yunanistan ve Fransa’ya körü körüne bağlılığını sürdürmek yerine tüm partileri dinleyen ve yapıcı bir duruş benimseyen bir AB liderliği, herkes için daha faydalı olacaktır.

Türkiye her şeye rağmen blokla diyaloğu sürdüren, alternatif politikalar öneren ve müzakerelere açık olan partiydi. Geçen hafta Brüksel’de yoğun bir diplomatik harekete karışan Çavuşolu, göçmenlik anlaşmasının yenilenmesi konusunda uzlaşmaya varıldığını söyledi. Yeni dönemin olumlu söylemlerle başladığını söyleyen Çavuşoğlu, bunun artık kalıcı olması için somut eylemler ve adımlarla desteklenmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Mart 2016’da Ankara ve Brüksel, tehlikeli Ege rotasından Avrupa’ya giden göçmen sayısını azaltmak ve Avrupa Birliği ülkelerine giden göçmen akışına çözüm bulmak için bir anlaşma imzaladı.

Anlaşmaya göre Türkiye, Türk hükümetinin Suriyeli göçmenlere yönelik projeleri finanse etmek için kullandığı 6 milyar euro (6.77 milyar dolar) tutarında mali yardım sözü verdi. Bununla birlikte, Türkiye sadece mali yardım uğruna Suriye’den artan göçlere katlanma gibi zor bir görevi üstlenmemiş, aynı zamanda Türk vatandaşları için vizelerin serbestleştirilmesini talep etmiştir; Aynı şekilde Gümrük Birliği de modernize edilecek.

Artık Türkiye’nin katılım müzakereleri, gümrük birliğinin yenilenmesi ve Doğu Akdeniz gibi önemli konular ve mülteci meselesi gündemde olduğu için Ankara, Brüksel’den kesintisiz somut adımlar bekliyor.

Bu konular, özellikle 15 Temmuz 2016’da başarısız darbe girişimi gerçekleştiren PKK ve Gülen terör örgütü dahil olmak üzere terörle mücadele, Suriyeli mültecilerin Türkiye ekonomisi üzerindeki yükünü hafifletme ve vaatlerin yerine getirilmesine odaklanıyor. Vizesiz seyahat sözleşmesinde.

Öte yandan, Türkiye’nin milli çıkarları ve hakları dikkate alınmadan oluşturulan tek taraflı hiçbir AB politikası bu sürece olumlu bir ivme kazandıramaz.

Tüm bu sorunlara rağmen Türkiye, NATO kapsamında Avrupa Birliği’nin güney sınırlarının güvenliğini, teröre karşı küresel savaşını, 4 milyona yakın mülteciyi korumasını, ekonomik ve ticari ilişkilerinin yanı sıra sosyal dayanışmayı sürdürdü ve sağlamaya devam edecek. . Ve sorunsuz sağlıklı alanlar.

Yakın zamanda tanıştığımız üst düzey bir AB diplomatının görüşlerinden alıntı yapmak faydalı olacaktır. Yetkili, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında yüzyıllar boyunca devam eden işbirliğinin önemli kazanımlar sağladığını ancak mevcut siyasi farklılıklar nedeniyle bunun yeterince görülemediğini belirtti. Yetkili, Türkiye ve Avrupa Birliği’nin sadece coğrafya nedeniyle değil, sosyal ve kültürel bağlar nedeniyle de doğal müttefik olduklarını sözlerine ekleyerek, her iki tarafın da bağ kurması için güçlü bir temel olduğunu ekledi. Gümrük birliğinin kazanımlarını örnek olarak göstererek, Türkiye-Avrupa ilişkilerinin günlük siyasi çatışmalara kurban gitmemesi gerektiğini söyledi.

Görünen o ki, Ankara ve Brüksel’in güzel söyleminin kalıcı bir iyileşmeye dönüşüp dönüşmeyeceği, iki tarafın benimsediği yapıcı duruşun boyutuna bağlı.

Bütün bunlar olurken, Brüksel’i Ankara’nın terörizmle mücadelesini “siyasi gerekçelerle” eleştirmek ve uluslararası hukuktaki haklarını savunmak, Türkiye’nin kalıcı bağlarını güçlendirme sürecinde duymak isteyeceği son şey olacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir