Türkiye’de gelir dağılımına ilişkin tartışmalar son yıllarda yeniden alevlenirken, mevcut verilerin eşitsizliği olduğundan daha düşük gösterdiğine dair bulgular dikkat çekiyor. Özellikle yüksek gelir grubunun yeterince ölçülememesi, tabloyu olduğundan daha dengeli gösteriyor olabilir.
Resmi Veriler Gerçeği Yansıtıyor mu?
Türkiye’de gelir eşitsizliğinin uzun süredir Avrupa ve ABD’ye kıyasla daha yüksek olduğu biliniyor. Ancak son yıllarda uygulanan makroekonomik politikaların etkisiyle bu eşitsizlikte kayda değer bir artış yaşandı.
Hasan Tekgüç tarafından hazırlanan “Türkiye’de Gelir Dağılımı 2021-2022’de Eşi Görülmemiş Şekilde Bozuldu” başlıklı çalışmaya göre, Türkiye’de gelir eşitsizliği 2022 itibarıyla Brezilya seviyesine ulaştı.
Araştırmaya göre, mevcut veriler yüksek gelir grubunu yeterince kapsamadığı için eşitsizliğin gerçek boyutu tam olarak görülemiyor.
Hanehalkı Anketlerinin Sınırları
Gelir eşitsizliğini ölçmede temel kaynaklardan biri olan hanehalkı anketleri, özellikle üst gelir gruplarını yakalamakta yetersiz kalıyor.
Çalışmada öne çıkan başlıca sorunlar şunlar:
- Nüfusu az olan grupların yeterince temsil edilmemesi
- Yüksek gelirli hanelerin anketlere katılımının düşük olması
- Gelir beyanlarında eksiklikler
Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yapılan araştırmaların ücret ve emekli gelirlerini %85-95 doğrulukla ölçebildiği, ancak faiz ve kâr gibi gelirleri yalnızca %9-40 oranında yakalayabildiği belirtiliyor. Bu durum, eşitsizlik ölçümlerinin sistematik olarak düşük çıkmasına yol açıyor.
Makro Verilerle Uyumlu Eğilim
Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması verileri ile makroekonomik göstergelerin karşılaştırılması, dikkat çekici bir seyir ortaya koyuyor:
- 2005-2010: Yatay seyir
- 2011-2019: Kademeli artış
- 2021-2022: Keskin bozulma
- 2023-2024: Yeniden artış
Bu değişimde en belirleyici unsur, emek gelirlerinin payının azalması ve sermaye gelirlerinin artması oldu. Özellikle şirket kârlarının 2021 ve 2022’de ciddi şekilde yükseldiği, ancak bu artışın anketlere yeterince yansımadığı vurgulanıyor.
Eşitsizlik Tahminleri Yukarı Revize Ediliyor
Alternatif yöntemlerle yapılan düzeltmeler, resmi verilerin eşitsizliği olduğundan düşük gösterdiğini ortaya koyuyor.
Araştırmada, düzeltilmiş Gini katsayısının resmi verilere göre 10-12 puan daha yüksek olduğu hesaplandı. Ayrıca en zengin %10’luk kesimin gelirden aldığı payın da resmi rakamların üzerinde olduğu belirtiliyor.
Bu bulgular, Türkiye’de gelir eşitsizliğinin ABD’den bile daha yüksek bir seviyeye ulaşmış olabileceğine işaret ediyor.
2021-2023 Dönemi Neden Kritik?
Analizde en dikkat çekici dönem 2021-2023 arası olarak öne çıkıyor. Bu dönemde:
- Sabit gelirli kesimlerin alım gücü ciddi şekilde eridi
- Kâr ve kira gelirleri hızla arttı
2022 yılında en yüksek gelir grubunun ortalama geliri, en düşük %50’lik kesimin gelirinin 15 katına kadar çıktı. Aynı dönemde orta gelir grubuyla farkın da belirgin şekilde açıldığı görüldü.
Gelir Uçurumu Derinleşiyor
Veriler, Türkiye’de en üst gelir grubu ile toplumun geri kalanı arasındaki farkın giderek büyüdüğünü gösteriyor.
2005-2020 döneminde en zengin %10’un geliri, en düşük %50’nin 11-12 katı seviyesindeyken, bu fark 2022’de daha da arttı. Özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde sabit gelirli kesimlerin ciddi gelir kaybı yaşadığı vurgulanıyor.
Daha Sağlıklı Veri İhtiyacı
Araştırmada, gelir eşitsizliğinin daha doğru ölçülebilmesi için veri kalitesinin artırılması gerektiği ifade ediliyor.
Bu kapsamda:
- Vergi verilerinin daha etkin kullanılması
- Zengin kesimi hedefleyen kapsamlı anketlerin yapılması
önemli adımlar olarak öne çıkıyor.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından 2019 yılında gerçekleştirilen Hanehalkı Finans ve Tüketim Araştırması (HAFTA), bu alanda önemli bir örnek olarak gösteriliyor. Benzer çalışmaların düzenli hale getirilmesi gerektiği vurgulanıyor.
Sonuç
Türkiye’de gelir eşitsizliği, mevcut resmi verilerin gösterdiğinden daha derin olabilir. Özellikle yüksek gelir grubunun eksik ölçülmesi, ekonomik tabloyu olduğundan daha dengeli gösteriyor. Daha kapsamlı veri toplama yöntemleri ve şeffaf analizler, gelir dağılımındaki gerçek durumu anlamak ve etkili politikalar geliştirmek açısından kritik önem taşıyor.