“Bizi Güvenin!” İn dokuzuncu baskısı Modern İstanbul’daki ödüllü Türk filmlerini öne çıkarıyor

İstanbul Modern Sinema Programı bu yıl dokuzuncu yıldönümünü kutlarken “Geri Döndük!” Türk sinemasının son filmlerini bir araya getiriyor. İnternet üzerinden ücretsiz olarak sunulacak olan bu yılki program, tiyatrolarda çok az zaman geçirmiş veya hiç geçirmemiş olsalar da festivallerde merak uyandıran ve ödül kazanan filmlere odaklanıyor.

Programda yer alan tüm filmler, programda belirtilen tarihler arasında İstanbul Modern Sinema web sitesinde izlenebilir. İzleyicilerin, kayıttan sonraki üç saat içinde izlenebilecek filmleri izlemek için kayıt olmaları gerekir.

“Ah Güzel İstanbul”

Yönetmen Zeynep Dadak’ın ilk uzun metrajlı filmi “Ah Güzel İstanbul” (“Göze Görünmez”) 19-21 Aralık tarihleri ​​arasında gösterilecek. Seyyah Yeremya Çelebi Komorsian’ın 1660’larda yazdığı “Onyedinci Yüzyılda İstanbul” adlı eserden uyarlanan film, İstanbul’un alışılmadık bir yönünü izleyicilere gözler önüne seriyor. Dadac, filmin adını benimsiyor ve tarihi İstanbul’u benzeri görülmemiş açılardan sunuyor. Antik Bizans zindanlarından Yedikule Bahçelerine, şehrin sürekli değişen yüzünün ve demografik manzarasının bir resmini sunuyor. Çok katmanlı anlatım ve görsel dili sayesinde “Göze Görünmez” kesinlikle İstanbul’un en ilginç filmlerinden biri.

‘Bilim için değil’

Leila Yılmaz’ın yönettiği, başrollerini Sinan Kara, Özden Prensi ve Yordaire Okor’un paylaştığı Belmek, 25-27 Aralık tarihleri ​​arasında online olarak yayınlanacak. Film, sosyal medya çağındaki birçok yeni konuyu ele alıyor. Hekim bir anne ile mühendis bir babanın oğlu olan Umut, ebeveynleri arasındaki kopuk ilişkiyi birbirine bağlayan tek şeydir. Sorunlu bir aileden uzaklaşmak ve zorbalığa uğradığı lise polo takımıyla oynamak hayatında bir rahatlama getirmez. Yılmaz, sosyal medyanın filmde devreye soktuğu “bilmek” ve “bilmemek” kavramlarını cesurca ele alıyor.

‘Bina’

Yönetmen Orçun Behram’ın ilk uzun metrajlı filmi Bina (“Anten”) 21-23 Aralık tarihleri ​​arasında gösterilecek. Geçen yıl 44. Toronto Uluslararası Film Festivali’nde prömiyerini yapan filmin başrollerinde İhsan Ünal, Jules Arechi ve Levent Ünsal yer alıyor. Sefil bir dünyada geçen bu film, bir apartmanın çatısına monte edilen bir televizyon anteni aracılığıyla gerçeklik algısının manipüle edilmesiyle ve bu antenin çok basitleştirilmiş bir dünyada yaydığı ölümcül kuvvetle ilgileniyor. “Anten”, hiper gerçekliği ve kitlelerin medyayı manipüle etmesi ile öncelikle 1980’lere atıfta bulunsa da, günümüzün karanlık ve baskıcı atmosferini de yansıtıyor. “Anten”, hem sistemin eleştirisi hem de korku türünün görsel temaları ve sembolleriyle çalışan bir gerilim filmi olan türün bir filmi.

‘Bir kadının ülkesi’

Sherine Bahr Demirel’in yönetmenliğini üstlendiği “Kadınlar Ülkesi” 23-25 ​​Aralık tarihleri ​​arasında gösterime girecek. Belgesel, Florida’da savaş, belirsizlik, adaletsizlik ve istikrar nedeniyle ülkelerini terk etmeyi seçen iki aileyi, bu ailelerdeki kadın ve çocuklara özel olarak odaklanıyor. Ailelerini, evlerini ve anılarını geride bırakan Fatima ve Hoda ile özlem, aidiyet ve suçluluk duyguları hakkında dürüst sohbetler yapan yönetmen, Amerika’ya göçünün, kök salma çabalarının ve duygusal durumunun hikayesini sanki yüksek sesle düşünüyormuş gibi seyirci. Florida’daki hayatından enstantaneler, yaşamın mümkün olduğu uzayda yeni bir gezegenin keşfinin arşiv görüntüleri eşliğinde.


Bir film anlatıyor
Kumbara (“Penny Bank”), yönetilemez borçları olan orta sınıf bir aile erkeğinin hikayesini anlatıyor.

‘Para kutusu’

Ferret Carroll’un “Kumbara” sı (“Penny Bank”) 28-30 Aralık’ta çevrimiçi erişime açılacak. Filmde orta sınıf muhasebeci ve aile babası Orhan, kefili olan arkadaşı tarafından terk edildiğinde ağır borçlar altındadır. Orhan’ın annesi bir süredir komada ve yakında ölmesi çok muhtemel. Orhan bu zor durumdan kurtulmaya çalışırken ailesinden ve sevdiklerinden yüz çevirir ve içine kapanır. Penny Bank, ana karakterine dayanarak basit, gerçek hayattan aile dramaları kurarken, aynı zamanda sıradan adamın erkeksi rollerini mizah ve güçlü oyunculukla yeniden ele alıyor. Yönetmenin özel hayatından yola çıkarak yazdığı bu ilk uzun metrajlı film, bu yıl Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ilk kez En İyi Film dalında Bahloul Dal Ödülü’nü kazandı.

‘Maddenin halleri’

Denise Tortum’un “Maddenin Halleri” (“Maddenin Evreleri”) 27-29 Aralık tarihlerinde izlenebilir. Tortum, babasının 30 yıl doktorluk yaptığı, çocukluğunun ve gençlik yıllarının çoğunu geçirdiği Cerrahpaşa Tıp Fakültesi hakkında bir film yapmaya karar verdi. Film hastanedeki günlük hayatı anlatıyor. Halk doktoru hastasına şiir okurken görürken, öğle molalarında hemşirelere eşlik ettiğini ve ameliyatları yaptığını görüyorlar. Kimi zaman şiirsel kimi zaman dehşet verici olan yapım, ölüm kalımın bir vasiyeti. Maddenin Aşamaları, 39. İstanbul Film Festivali’nde ve 57. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Belgesel Ödülü’nü kazandı.

Mimaroğlu

Serdar Kökçeoğlu’nun yönetmenliğini üstlendiği “Mimaroğlu” 27-29 Aralık tarihlerinde gösterime girecek. Elektronik müzik tarihinde 2012 yılında vefat eden öncülerden İlhan Mimaroğlu ile ilgili bu ilk belgesel, katmanlı bir yapıya sahip. Atlantic Records ile işbirliği yapan Mimaroğlu, Charlie Mingus ve Freddie Hubbard gibi caz devleriyle doğrudan çalıştı. Hayranlarına çığır açan klasik ve elektronik müzik getirmenin yanı sıra eleştiriler yazdı, fotoğraf ve film çekimleri yaptı. Belgesel, deneysel anlatımıyla Mimaroğlu’nun kişisel arşivinden fotoğraflar ve müzikler içeriyor ve Mimaroğlu Güngör’ün eşi üzerinden bir hikaye anlatıyor. “Mimaroğlu” dünya prömiyerini 2020 Visions du Reel Film Festivali’nde yaptı.

Bayan Holokost Kurtulan

Eitan Epicur’un yönettiği “Miss Holokost Survivor” (The Pageant) 19-21 Aralık tarihlerinde gösterilecek. Daha önce Türk piyanist Edel Piret hakkındaki belgeseli “Konutna In!” Yönetmenin programda gösterilecek son filmi, Nazi soykırımından sağ kurtulan kadınlar için düzenlenen bir güzellik yarışmasını konu alıyor. Yaşları 70 ile 80 arasında değişen bu yarışmacıların amacı, hikayelerinin trajedisini jüriye takdir ettirmektir. Belgesel, kavrama zevkli bir şekilde hitap ediyor, sosyal hafızanın mevcut siyasi koşullarda nasıl kullanıldığını ve travmanın derinliğini gösteriyor. Filmin prömiyeri Visions of De Real Film Festivali’nde yapıldı.

‘soluk’

Özkan Yılmaz’ın yönettiği “Souluk” (“Nafs”) 26-27 Aralık tarihlerinde izlenebilir. Başrollerini Uğur Polat, Aslı Inandık ve Emrullah Çakay’ın paylaştığı Yılmaz’ın ilk filmi, üç farklı karakterin hayatlarının kesiştiği bir dramaya odaklanıyor. Hikaye, 30’lu yaşlarında, hayat dolu ama ne istediğinden pek emin olmayan Aslı’nın ve birlikte vakit geçirmekten hoşlandığı üst kattaki komşusu ve akıl hocası Tamer’in hayatı etrafında dönüyor. Tamer hastadır ve arkadaşlarının varlığı onu rahatlatır. Ayrıca son günlerinde hastalara bakan bir bakıcı olan Scyllel de var. Tamer’in hayatının son günlerinde bu üç karakter bir araya gelirken, hikayeleri yaşamla ölüm arasındaki acı verici geçişte iç içe geçiyor. Film, harika oyunculuk performansları ve basit bir hikaye çizgisiyle iz bırakıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir