Türk “7 Nolu Zindanda Mucize” yi bu kadar hit yapan nedir?

Mehmet Ada Öztiken’in “7. Koğuştaki Mucize” (“7. Hücrede Mucize”) filmi, geçtiğimiz günlerde 93. Akademi Ödülleri töreninde Akademi Ödülüne aday gösterildi ve prodüksiyon aynı zamanda Türkiye’de 2019’da en çok izlenen film oldu. Dahası, platformdaki ABD ve Fransa listelerinde bile Netflix’teki en sıcak filmlerden biri oldu.

Film sosyal medyada sansasyon yaratırken filmi izleyenler filmin ne kadar duygusal olduğunu ve onları nasıl ağlattığını paylaştı. İzleyiciler arasında Brezilyalı ünlü futbolcu Neymar Jr. da Türk filmine hayran kaldıklarını söyledi. Peki bu filmi bu kadar popüler yapan nedir?

7. Koğuştaki Mucize, Korece “7 Numaralı Hücre Mucizesi” nden uyarlanan, adalet temasıyla ilgili trajik bir dramdır. Film, 1983 yılında sıkıyönetim altında Mula ilinde küçük bir kasabada yaşayan akıl hastası bir baba Memo ve kızı Ova’nın hikayesini anlatıyor. Memo’nun ince bilişsel bozukluğunun hikaye boyunca isimsiz kaldığı belirtiliyor. Kızının zihinsel yaşı olmak.


Ova (L) ve Memo bir sahnede
Ova (Sol) ve Memo “7. Koğuştaki Mucize” den bir sahnede.

Memo haksız yere 7 yaşındaki bir kızı öldürmekle suçlanıyor ve zihinsel engeline rağmen hapse atılıyor. Bunun nedeni ölen kızın bir askeri komutanın kızı olmasıdır. Komutan oradaki en yüksek rütbeli memur olduğu için güvenlik güçleri şüphesiz onun emirlerine itaat ediyor. Gücü kötüye kullanma ve yargısız kovuşturma gibi konuları araştıran film, kusurlu bir adalet sistemine bakıyor. Aynı zamanda izleyenleri iyi ile kötü arasında içsel bir hesaplaşmaya götürür.

Trajediye odaklanın

Hikaye çok dokunaklı, bu da onu izleyiciler için özellikle ilginç kılıyor. Bununla birlikte, hikayeler biraz benzer olsa bile, Türkçe versiyonun başarısı Kore başarısını aştı. Nedeni ise yönetmen Öztekin’in hikayeyi trajediye vurgu yaparak sunmayı tercih etmesidir. Koreli “Mucize 7 Numaralı Hücre” ise olay örgüsünü komedi unsurlarıyla harmanlayarak izleyiciye trajik prodüksiyonlar sunuyor. Ancak “7. Koğuştaki Mucize”, hikayenin trajik yönüne odaklanarak izleyiciyi duygusal olarak etkilemeyi başaran bir drama olarak kuruldu.

Hikayenin sunumundaki bu önemli bakış açısı değişikliği filme bazı benzersiz nitelikler kattı ve onu yeniden üretilmek yerine neredeyse gerçek bir hikaye haline getirdi. Hatta bana Frank Darabont’un kült şarkısı “The Green Mile” dan bazı benzer sahneleri hatırlattı.


Ova, babası Memo ile bir sahnede hapishanede
Ova, 7. Koğuştaki Mucize filminden bir sahnede babası Memo ile cezaevinde.

Örneğin Memo’nun ölü kızı kollarında tuttuğu sahneyi gördüğümde, “The Green Mile” daki başrol oyuncusu John Coffey’nin ölü kız kardeşleri tutarken ağladığı sahneyi hatırladım. İki filmin hikayeleri tamamen farklı olsa da Memo ve John Coffey’nin masumiyeti ve iki kızın öldürülmesiyle ilgili suçlamaları birbirine çok benziyor.

Dokunaklı dram

“7. Koğuştaki Mucize” nin neden drama kadar iyi bir yapım olduğuna gelince, bu iki kavramla ilgilidir: simülasyon ve katarsis. Klasik kurgusal sinema, Aristoteles’in dramatik anlayışı çerçevesinde incelendiğinde filmler, izleyicilere duygularını katarsis (özdeşleşme) ile arındırma fırsatı vermeden önce simülasyon (meditasyon) kullanarak gerçek hayatı taklit eder ve yeniden üretir.

7. Koğuştaki Mucize, karakterlerin yarattığı gerçekçi şehir hayatı ve izleyicilerin hayal gücünü yakalayan dekorla simülasyonu gerçekleştirmeyi başarır. Simülasyonla yaratılan gerçeklik katarsisi de etkiler. İzleyiciler Memo ve Ova’yı tanır. Özel hayatlarından uzaklaşıp film boyunca baba-kıza katılırlar. Böylelikle, yargısız kovuşturma emri birkaç yasadışı yolla aşılıp baba ve kızı yeniden birleştirdiğinde halk, felaketle sonuçlanan deneyimden kurtulur.

Yerelleştirmenin etkisi


Öğretmen Mine, filmin hikayesine çeviri açısından eklenen karakterlerden biridir.
Öğretmen Mine, filmin hikayesine çeviri açısından eklenen karakterlerden biridir.

Prodüksiyon ayrıca çeviri yoluyla başarılı bir yeniden yapım sunuyor. Filmde yerelleştirme adına yapılan değişiklikler filmin özgünlüğüne katkıda bulunarak trajediyi derinleştirdi.

Trajik hikayenin 1980 sonrası Türk darbesinde ortaya çıkması, yerelleşmenin ilk örneğidir. Filme öğretmen Mona ve Büyükanne Fatıma karakterinin eklenmesi ve cezaevinde farklı karakterlerin kullanılması Araplaştırma çerçevesinde yapılan ve filmin başarılı bir şekilde yeniden üretilmesine katkı sağlayan diğer değişikliklerdir.

Ancak yerelleştirme konusunda bazı eksikliklerden de bahsetmeliyim. Birincisi hapishanedeki karakterlere yapılan değişiklikler. Film, bu karakterleri yerel halk aracılığıyla iyileştirmeye odaklanırken, karakter gelişimini tamamen görmezden geliyor. Filmin çoğu cezaevinde geçse de izleyiciler buradaki karakterler hakkında çok az şey biliyor. Hapishanedeki insanlar ana karakter Memo’nun hikayesini destekleyen yan karakterler olarak sunulur ve kendi hikayeleri yoktur.

Filmdeki alt yazılarla ilgili bir diğer sorun da hikayenin sonunda yeni bir sahne oluşturulması. Orijinal filmin aksine (bilmek istemiyorsanız spoiler uyarısı), “7. Koğuştaki Mucize” hikayeyi daha iyimser bir şekilde sonlandırıyor. İzleyiciler, olayların akışında Memo’nun hayatının bazı yasadışı yollarla kurtarıldığını görüyor. Bu mutlu son seyircide bir katarsis hissi uyandırsa da, bazı mantıksal hataları vardır. Gerçek hayatta, böyle bir sonun meydana gelmesi pek olası değildir ve film pandomiminin yarattığı gerçeklik algısıyla çelişir.

Sonuçta “7. Koğuştaki Mucize”, aşikar şefkatiyle izleyenlerin hayran kaldığı melodramatik bir özellik. Birkaç küçük nokta haricinde, duyguları harekete geçirdiği için tanınmayı hak ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir